Sıradaki içerik:

Bilimin Amacı, Tanımı ve Bilimselliğin Ölçütleri Nelerdir?

e
sv

Gözlem ve Kuram-Yüklü Gözlem Nedir?

423 okunma — 26 Ocak 2021 19:52

Gözlem ve Kuram-Yüklü Gözlem Nedir?

Gözlem bilimsel araştırmalarda önemli bir yer tutar. Çünkü gözlem, kuramlarla dış dünya arasındaki ilişkiyi kurar. Gözlemim kuramlarla dış dünya arasındaki ilişkiyi sağlamada iki önemli rolü bulunmaktadır. Birincisi, gözlem kuramların kurulmasında bilimsel faaliyetin ilk basamağını oluşturur. İkincisi ve en önemlisi, bilim adamı gözlemlerle yasaların ve kuramların dış dünya hakkında söylediklerinin doğru olup olmadığını test eder. Ancak, gözlemler aracılığıyla kuramları test etme, bilim felsefesinin en tartışmalı konularından biridir.

Peki, Gözlem Nedir?

Bu sorunun yanıtı ilk bakışta kolay görünse de nelerin gözlenebiir, nelerin gözlenemez olduğuna ilişkin farklı görüşler vardır. Örneğin, deneyimciler, sadece duyu organlarımızla algılanabilir olanları gözlemlenebilirler sınıfına alırken, kuramsal varlıklar dediğimiz atomlar, protonlar, bakteriler, hüre gibi çıplak gözle değil de kuramların yardımıyla varlıklarını fark edebildiğimiz nesneleri gözlemlenemez olarak nitelerler. Bu, deneyimciliğin kurumsal varlıkların varlığını kabul etmedikleri anlamına gelmez. Deneyimciler şunu söylemeye çalışırlar: Bizim, çeşitli araçlar kullanarak kuram yardımıyla varlıklarının farkına vardığımız bu kurumsal varlıklara ilişkin inancımız, çıplak gözle gördüklerimize ilişkin inancımıza aynı olmaz. Bir elektronla kıyaslandığında, bir ağacın varlığını kanıtlamak veya gerekçelendirmek tabii ki çok daha kolaydır. Demek ki, gözlemlenebilir-gözlemlenemez ayrımında deneyimciliğin kaygısı epistemiktir.

Ama, gözlemlenebilir-gözlemlenemez ayrımı biraz da keyifli değil midir? Çünkü, bizim için gözlemlenemez olan, başka canlılar için gözlemlenebilir olabilir. Örneğin, köpekler insanların alamayacağı kokuları çok kolay alabilir. Diğer başka canlılar insan kulağının duyamayacağı sesler duyabilir. İnsanlar arasında da duyu farklılıkları vardır. Dahası, algı biraz da yetenek ve deneyimle ilgilidir. İşte bu ve benzeri nedenlerledir ki bazı felsefeciler yukarıda ifade ettiğimiz anlamıyla gözlemlenebilir-gözlemlenemez ayrımına katılmazlar. Örneğin, gerçekçilere ( realistler) göre, bilim adamının bir elektronun varlığına olan inancıyla, bir ağacın varlığına olan inancı arasında hiçbir fark yoktur. Bir başka görüşe göre de, zaten hiçbir gözlem tam nesnel değildir. Bütün gözlediklerimizi geçmiş deneyimlerimiz ve inancımız doğrultusunda kuramların gözlüğüyle görürüz. Kuram-yüklü gözlem diye bilin bu görüş, daha çok göreciler tarafından savunulur.

Kuram-Yüklü Gözlem Nedir?

Her insan çevresinde olup bitenleri ve gördüklerini bir anlamda kendi penceresinden yorumlar. Bir insan sokakta gördüğü bir dilenciye acırken, başka bir insan kızabilir. Bu insanlar aynı kişiye bakmalarına rağmen farklı şey görüyorlar. Peki aynı şey, fiziksel nesneler için de söz konusu olabilir mi? Örneğin, A ve B bireyleri, yaklaşık aynı noktadan, K fenomenine bakıp farklı şeyler görebilir mi? Bazı bilim felsefecilerine göre bu mümkündür. Çünkü, bunlara göre, gözlemi sadece duyu organlarımızın fizyolojik yapısı belirlemez. Bilgimiz, deneyimlerimiz, tuttuğumuz kuram neyi ne şekilde göreceğimizi belirler.

Gözlemin kuram-yüklü olduğu düşüncesi ilk defa N.R. Hanson tarafından 1958 yılında sistematik bir şekilde ele alınmıştır. Birçok psikoloji ders kitabında da bulabileceğiniz Hanson’un verdiği Gestalt psikolojisiyle ilgili örneklere bakalım:

Hanson’a göre, Aristotelesçi astronom Tcycho ile Kepler Güneş’e baktıklarında aynı şeyi gördükleri halde, farklı şeyler görecekler. Tcycho hareket eden bir Güneş ve durağan bir Dünya görürken; Kepler ise hareket eden bir Dünya ve durağan bir Güneş görecektir. Bu insanların gördükleri, bilgilerine, deneyimlerine ve inandıkları kuramlara bağlıdır. Demek ki, gözlem, daha önceki biliş durumlarınıza göre şekil alır.

Kuramın gözlemlerimizde ne derece etkili olduğunu daha iyi anlamak için Pierre Duhem’in ( 1861-1916) fizikte bir deneyi gözlemenin kuramsız olamayacağına ilişkin görüşlerini aktarmak istiyorum. Duhen aşağıdaki metinde de görüleceği gibi,. Duhen aşağıdaki metinde de görüleceği gibi, özetle şunu söylemektedir: fizikte deney, sadece bir olgunun gözlenmesi değil, bundan öte, olguların kuramsal yorumlanmasıdır.

Tam olarak fizikte deney nedir? Kuşkusuz bu soru birçok okuyucuyu şaşırtacaktır. Bu soruyu sormaya gerek var mı? Yanı açık değil mi? Fizikte deney yapmak, uygun araçlarla tam ve dakik gözlenebilecek koşullar altında fiziksel bir fenomen oluşturmaktan daha fazla neyi ifade eder ki?

Şu laboratuvara git ve etrafı kalabalık birçok aygıtla donanmış masaya yanaş: Bir elektrik bataryası, ipeğe sarılmış bakır tel, cıva dolu bir kap, bobinler, aynası olan küçük bir demir çubuk. Gözlemci kauçuklarla kavranmış metalik bir çubuğun başını küçük deliklere sokmaktadır. Demir gidip gelmeye başlar, aynanın ona yapışmasıyla selüloit bir cetvelin üzerine ışık ışınları gönderir ve gözlemci onun üzerindeki ışık ışınlarının hareketini izler. Kuşkusuz bu bir deneydir. Işık beneklerinin titreşimi sayesinde söz konusu fizikçi demir parçasının gidip gelmesini dakik olarak gözler. Şimdi ona ne yapacağını sorun. ‘’ Bir aynaya taşıyan demir parçasının gidip gelmesini deniyorum ‘’ diye mi yanıtlayacaktır? Hayır! Bobinin elektriksel direncini ölçtüğünü söyleyecektir. Eğer şaşırmışsanız ve ona bu kelimelerin ne ifade ettiğini, sizin anladığınızla onun anladığı arasındaki ilişkinin ne olduğunu sorarsanız, bu sorunun çok uzun bir açıklama gerektirdiğini söyleyip, bunun için bir elektrik dersi almanızı önerecektir.

Gerçekten de yukarıda açıkladığımız bu deneyde olduğu gibi fizikte herhangi bir deney iki kısımdan oluşur. Birinci kısım belli olguların gözlemlenmesini içerir. Böyle bir deneyi yapabilmek için duyu organlarıyla yeterince dikkatli ve uyanık olmanız yeterlidir. Bunun için fizik bilmeye gerek yoktur. Bu konuda laboratuvarın şefi ve asistandan daha az yetenekli olabilir. İkinci kısım ise gözlenen olguların yorumunu içerir. Bu yorumu yapmak için fazla dikkatli ve deneyimli bir göze sahip olmak yetmez, kabul edilen kuramları ve onara nasıl başvurulduğunu da bilmek gerekir. Kısaca fizikçi olmak. Normal gören herhangi birisi açık cetvelin üzerindeki ışık noktalarının hareketini izleyebilir, bu ışığın sağa mı yoksa sola mı gittiğini ya da belli bir noktada mı durduğunu görebilir. Bunun için büyük bir alim olmaya gerek yok. Ama, eğer elektrodinamik bilmiyorsa deneyi bitirmeyecek ve bobinin direncini ölçemeyecektir.

Fizikte deney, fenomenin uygun gözlemi ve bu fenomenin yorumuyla birlikte yürür. Bu yorumla, gözlem sonucu gerçek olarak elde eidlen somut bulguların yerine, gözlemci tarafından kabul edilen kuramlar aracılığıyla bunları temsil eden soyut ve simgesel temsilcileri koyulur.

Görüldüğü gibi Duhem’e göre de gözlem salt bir bakma veya görme değil aynı zamanda kuramın yardımıyla görünen yorumlamadır. Kuram-yüklü gözlem, ileriki konularda da göreceğimiz gibi Kuhn’un bilimsel kuramların yapısı, birbirleriyle olan ilişkisi ve paradigma değişimi konusundaki görüşlerine temel olmuştur. Gözlemin kuram-yüklü olduğu günlük deneyimlerimizde ve onları ifade eden deyimlerde de yer alır. Örneğin, ‘’ göz görmez akıl görür’’,’’ bakar kör ‘’ , ‘’ bakmakla görmek farklıdır’’ gibi deyimler gözlemin bilgi, deneyim ve bakış açısıyla ilgili olduğunu belirtmektedir.

  • Site İçi Yorumlar

En az 10 karakter gerekli