Sıradaki içerik:

Hamilelik İçin En Uygun Zaman Nedir ? Nelere Dikkat Edilmelidir ?

e
sv

Destan Değil Gerçek Bir Kahraman: Gökçen Efe ( 1881 – 1919 ) Kimdir?

271 okunma — 04 Kasım 2019 19:05

Destan Değil Gerçek Bir Kahraman: Gökçen Efe ( 1881 – 1919 ) Kimdir?

İzmir’in Yunanlı zalimlerce işgal edilmesinden sonra vatan ve namus muhafazasında hizmetinin karşılığın meşhur olmayı hak eden bir şahsiyet… S ekiz yaşındayken babasını kaybeden bir çocuk. Annesi, Çakırcalı Mehmet Efe’nin amcası Kara Mahmud’un kızı Hatice hanım. Çocukluk hayatı çobanlıkla geçen bu çocuğu köylüler, gözlerinin sarı – yeşil karışımından dolayı ‘’ Gökçen ‘’ adını takmışlardır. Gökçen Hüseyin.

 20 yaşına ulaştığında her nasıl olmuş ve soluğu Çakırcalı Mehmet Efe’nin çetesinde almıştı. Aslında bakılırsa Gökçen, kendisi de bilmiyor niçin böyle bir işe kalkıştığını. Fakat kaderin sevkine bakın ki sonradan anlaşılıyor. Onun bu çete hayatı, dağları en kuytu yerlerine varıncaya kadar tanıması sonradan Yunan işgalinde çok büyük kahramanlıklara zemin hazırlayacaktı.

Çakırcalı Efe’nin vurulup öldürülmesinin ardından bir süre serseri mayın gibi dağlarda dolaşan Gökçen Efe, düze inmeye karar verir. Ailesi, akrabaları a böyle davranması gerektiğini sürekli ona ulaştırıyorlardı. Çete ile gezdiği yerler arasında en çok beğendiği mekan olan Kahrat’a yerleşti.

Kahrat’a yerleştiğinin beşinci yılında artık borçlarını ödemişti. Zengin sayılabilecek bir konuma ulaşmıştı. Koyun sürüsü, atları, inekleri, yeni aldığı zeytinlik, sebzelikleri… Durumu gayet iyiydi. İki çocuğu vardı. İkinci kez evlenen Gökçen Efe’nin çocuklarının anası ilk eşi Elif’ti.

Celal Bayar’ı Misafir Etmişti

Sultan II. Abdülhamid’i tahtından edeler, devleti idare etmenin hiç de dışarıdan göründüğü gibi olmadığını başarısızlıklarıyla tecrübe etmişlerdi. Onlardan Enver ve Talat Paşalar yurt dışına kaçmıştı. İttihat ve Terakki’nin katib-i mesulü Celal ( Bayar ) Bey’i bizzat köyünde misafir etmişti Gökçen Efe. Niçin mi? Vatanı işgalden kurtarma adına bir şeyler yapabilme azmiyle Anadolu’ya kaçması bir yana, başka bir gerekçe daha vardı. Gökçen Efe’in dağdan düze inmesinde yardımları olmuştu.

 Sırtlanlar İş Başında

Mondros Antlaşmasının sağladığı açık gedikleri fırsat bilen ‘’ sırtlanlar ‘’ işgale başladılar. Gökçen Efe’nin bulunduğu İzmir, Yunanlılarca işgale uğradı. 20 Mayıs’ta Torbalı, ‘5 Mayıs’ta Bayındır Yunan zulmünün  en çirkin yüzüyle tanıştı. Bastıkları her yeri kirleten bu uğursuzlar Anadolu’nun içlerine doğru işgallerini genişletiyorlardı. Bir sırtlan gibi Müslüman Türkleri canlı canlı parçalıyorlar ve bundan tarifsiz zevk alıyorlardı. Allah böylesi barbarlığı, acımasızlığı hiçbir millete göstermesin. Hamile kadınlara, genç kızlara yapılan tecavüzleri burada dillendirmek inanın beni utandırıyor. Canımı yakıyor, o yüzden anlatamıyorum. Fakat şunu söyleyeyim de meselenin boyutu anlaşılsın. Doğumu yaklaşmış hamile kadınların karnındaki bebek erkek mi kız mı bunun için bahse giriyorlar. Süngülerle zavallı kadının karnını deşip çocuğu çıkarıyorlar.

 Gökçen Efe İş Başında

İzmir’deki Yunan işgaline kaşı savunma oluşturan birlikler, Gökçen Efe’nin yardımcı olmasını istediler. Eski bir çeteci olan Efe’nin canına minnet. Durumun vehametini günden güne takip ettiği için hemen ‘’ evet ‘’ der. Kahrat’tan geçen Yunanlılar. Gökçen Efe’nin burada olduğunu bildikleri için köye işkence ve zulüm etmediler. Böyle yaparlarsa Efe’nin kızanlarını alıp dağa çıkacağını çok iyi biliyorlardı. Çete savaşlarında Türklerin ne kadar başarılı olduğu dünyaca biliniyordu zaten.

Gökçen Efe ve çetesinin Yunanlılarla ilk sıcak teması Fata baskını ile olmuştur. 52 kişilik milis kuvvetleriyle 150 kişilik Yunan karakolunu basarak çok büyük zayiat verdirerek mekanlarını ateşe tutmuşlardır. Bu baskında Yörük Hacı Halil Ağa, hacı Ahmet, Çatalbaş, Tekeli Mustafa, Karacaoğlanoğlu Osman, Adagümeli Mustafa Bey şehit olmuşlardır.

İzmir ‘in muhtelif yerlerinde Yunan kuvvetlerine pusu kurarak hatırı sayılı zaiyatlar verdiren Gökçen Efe, bir kahramandı artık. Yunanlılar için de korkulu bir rüya tabii ki. Daha doğrusu yürüyen bir kabus. Fata’yı ikinci basışında ismi iyice efsaneleşen Gökçen Efe, işgale uğramış aziz milletimiz için hep bir umut ışığı olmuştur.

Kurtuluş Savaşı’nda Gökçen Efe Destanı

Gölçen Efe, Ovacık Savaşı’nda büyük kayıplar vererek çekilmek zorunda kalmıştı. Gecenin bastırmasını fırsat bilerek karanlığı üzerlerine örtüp Mendegüme’ye çekilmişlerdi. Çarpışmaların yoğunluğundan bir türlü fırsat bulup da ailesiyle hasret giderememişti. Arpaz’a gidecek ve çocuklarını candan kucaklayacaklardı. Arpaz’a girdikleri zaman ev halkı karşıladı Gökçen’i. Hele çocuklar, kuşlar gibi cıvıldayarak babalarının kucağında kanat çırpıyorlardı. Savaşın içindeki bir adam adına bu, bulunmaz bir tabloydu. Kıymetini ancak bir şehadet kurşunu ölçebilirdi.

Gökçen Efe, Demirci Mehmet Efe’nin aracı olmayışla Miralay Mehmet Şefik Bey’den silah aldı. Amacı, bu silahlarla tekrar gönüllü birliği kurmaktı. Hatta ileri bir safha fikrini dile getirdi. Dedi ki ‘’ Ödemiş’i basacağım.’’

Bu görüşüne Miralay, karşı çıktı. Eğer bunu yaparsa, baskın başarılı da olsa Ödemiş’i elde tutmanın mümkün olmayacağını anlattı. Gökçen Efe, her ne kadar olumsuz gibi görünen gedikleri kapatacağını anlatmaya çalıştıysa da nafile. İkna edemedi. İsteksizce oradan ayrıldı. Yanında da bir katır yüklü silah vardı.

Kanlı Kısık, Sındılı Deresi, Boz Sivri, Göçen Dağı mevkilerinin en stratejik noktalarını tutan Gökçen Efe, artık yolun sonuna gelmişti. Baskınlar vererek iyice yıprattığı Yunan kuvvetleri bu sefer, çok büyük bir kuvvetle geliyorlardı. Ya karşılarına çıkacak ya da kaçacaktı. Kaçmak ise onu lugatında olmayan bir kelimeydi. Az kuvvetine rağmen düşmanı karşıladı. Büyük bir çarpışma oluyordu. Gavur şaşırmıştı. Onların bu şaşkınlığından faydalanan Türk milisler, ilk gelenleri eritmeye başlamışlardı. Kısa sürede ortama alışan Yunanlılar, Bakırlı Efe’nin bulunduğu tarafın kilit nokta olduğunu sezmişler ve ateşi o noktaya yoğunlaştırmışlardı. Gücü iyice azalan Bakırlı Efe, çekilmek zorunda kalmış; fakat bunu Gökçen’e bildirememişti. Boş kalan yerden içeri sızan düşman kuvvetleri oradan ateş etmeye başlamıştı. Gökçen Efe, bu duruma şaşırmıştı.

Bakırlı Efe’nin maiyetinin kendi üzerlerine neden ateş açtığını anlayamamıştı. Çünkü gedikten sızarak düşmanın Boz Sivri Tepesi’ne sokulabileceği aklının ucuna bile gelmiyordu. ‘’ Bakırlı, ateşi kes!’’ diye bağırdı. Ne yazık ki Boz Sivri’nin alt taraflarında kendini gözleyen Yunan makineli tüfeklerine hedef olmuştu Gökçen. Bir kurşun kulaktozuna bir kurşun da omzuna saplandı. Müthiş savaşçı bir anda sıçradı yerinden. Sıçramasıyla birlikte üç kurşun da karnından girmişti. O anda bile kahramanlık Gökçen’i bırakmıyordu. Gördü ki arkasına bir manga kadar Yunan askeri sokulmuş. Hemen tüfeğine sarıldı. Bütün kurşunları manganın üzerine boşalttı. Şuuru yerindeydi. Namludan çıkan her kurşun ıska geçmeden bir askeri yere yıkıyordu. Mermiler askerlere yetmemiş, beş tanesi ayakta kalmıştı. Hiç vakit geçirmedi, tabancasını aynı çeviklikle çıkardığı gibi kalan beş askeri de yere serdi.

Bu arada Kahyaoğlu yetişti ve Gökçen’i kucakladı. Efe, vasiyetini yaptı. ‘’ Son nefesimi verince eni burada bırak.’’

Bu müthiş olayların kahramanı Gökçen Efe, şehit olduğunda kaç yaşındaydı dersiniz?

Yiğit Gökçen Hüseyin, 28 yaşındaydı. Mekanı cennet olsun.

Gökçen Efe’nin Cesedi

Gökçen Efe’nin kardeşi Ümmü Hanım, olaydan tam beş ay sonra kardeşinin cesedini aramaya çıktı. Yorucu bir araştırmanın sonucunda cesedi Kahyaoğlu Mustafa’nın bıraktığı çalılıkların dibinde buldu. Şaşılacak bir durum, ceset hiç bozulmamıştı. Geceleri oraya vahşi hayvanların inmesine rağmen onlar da görmemişti. Yunanlı askerler istihkamlara girdikleri halde onlar da görmemişti, belki de gösterilmemişti demek lazım. Zeybek kıyafetleri de aynen üzerinde duruyordu. Yalnızca yüzü hafifçe esmerleşmişti. Ümmü Hanım’ın dizlerinin bağı çözüldü; fakat metanetli olmak zorundaydı. Kuvay – ı Milliye’nin en meşhur simalarından biri karşısında duruyordu. Hemen kızı Vesile ile 25 – 30 cm derinliğinde bir çukur kazarak kardeşini oraya gömdü. Üstüne çalı çırpı yığarak kenarlarını taşla ördü. Gökçne Efe, bu mezarda 51 sene 22 gün yattı. 24 Mayıs 1974’te kıymet bilenlerce mezarı açılarak Kaymakçı’da Maşattepe’ye yaptırılan mezarına taşındı. Nur içinde yatsın, bugün onun gibi kendini feda eden kahramanları sayesinde rahat bir şekilde yaşıyoruz.

  • Site İçi Yorumlar

En az 10 karakter gerekli