Ampirizm ( Deneycilik )Nedir? Felsefede Ampirizm Akımı

0
86

Ampirizm ( Deneycilik )Nedir? Felsefede Ampirizm Akımı

Deneycilik ya da ampirizm doğuştan gelen bilgimiz olmadığı konusunda kesin bir yargıya sahiptir: Edindiğimiz her türlü bilgi duyularımızla algıladığımız şeylerdir. Dolayısıyla bilimsel varsayımlar yaptığımızda, hayal gücü yüksek öyküler yarattığımızda ve çevremizde olup biteni kavradığımızda zihnimizin üzerinde çalıştığı şeyler kesin olarak duyulardan elde edilmiştir.

Bu noktada hemen bazı sorunlar ortaya çıkar: Önümdeki bir nesneyi algıladığımda, bunun bilgisine sahip duruma geldiğimi garanti eden nedir? Locke, nesnenin kendini izlenimler olarak duyularımıza duyurduğunu, nesne konusundaki fikrimin temelinde o izlenim olduğunu söyler. Ama Berkeley’in işaret ettiği gibi, bu tür bir argüman evrende bağımsız birtakım nesnelerin varlığını gerektirmez, yalnızca bir fikirler evrenin varlığı yeterlidir. Berkeley, zihinden bağımsız nesnelerin varlığını reddeden ama zihnin bildiğinin deneyimlediği fikirlerden kaynaklandığını kabul eden eşi benzeri olmayan bir ampiristti. Burada destek Tanrı’dan geliyordu. Peki, ampirizmi bir gürültüden kaynaklanan ses dalgalarının, ışıktan gelen fotonların, herhangi bir gıdadan gelen kimyasalların sinir sistemimizde yarattığı izlenimler temelinde yorumlamaya kalkarsak ne olur? Bu izlenimler hakkında bilgi formüle etmeye nasıl başlayabilirim? Algıların ayırt edilebilmesi ve adlandırılmasıyla mı başlanmalı? Ama bu durumda birbirinden ayırt edilemeyecek izlenimler ne olacak? Zaman zaman ampirist eğilimler gösteren Kant, bu zihin dışı fiziksel gerçekliğin bazı yönlerinin ( mekan, zaman vb. ) kendi başına tecrübe edilemeyeceğini, yalnızca a priori olarak bilenebileceğini iler sürer.

Ampirizmin Özellikleri Nelerdir?

 Bu, doğuştan gelen fikirlere doğru bir geri çekilme anlamına gelebilir. Bununla beraber zihne mekan ve zaman kavramlaştırmalarını formüle etme olanağını tanımak, ampirist geleneği desteklemek için evrimci bir hipotezi işin içine sokarak gerekçelendirilebilir. Her ne kadar bize tikel bilgi biçimleri verilmemiş olsa da ( Spesifik doğuştan gelen fikirler lehine ileri sürülen argümanlar deneyci temelde çöker çünkü hangi bilginin doğuştan geldiği konusunda farklı insanların farklı teorileri vardır) çevremizi algılama, üç boyutlu olduğunu kavrama, hareketlerimizin zamanın içinde gerçekleştiğini anlama yeteneği, üreme yoluyla ileriki kuşaklara aktarılması büyük başarı sağlayacak bir özellik olurdu. Üç boyutlu bir dünyaya uyarlanmaya veya olayları zamanla ilişkilendirmeyi beceremeyenlerin selektif eşleşme eşiğini aşmaları çok düşük olacaktır ( eşim nerede? ). Eğer zihin bilgi teçhizatına sahipse kimileri de zihnin dil öğrenme veya ahlaki davranma ( örneğin vicdan sahibi olma ) bakımından benzer bir teçhizata sahip olduğunu ikna edici biçimde ileri sürmüştür. Ne var ki Locke’un hayaleti deneycilere bilgi için gerekli yapılar arayışını çok ileri götürmemelerini, bu yapıların toplumda öğrenilen yapılara doğru bükülebileceğini hatırlatır.

Bulguları içine aldığında zihnim bir resim oluşturur. Fikirlerin birleşmesi ve daha yüksek düzeyde fikir ve düşüncelerin kavramlar yaratılarak dönüştürülmesi bu resimleri temel alır. Platon kavramların başka bir dünyanın varlığına işaret ettiğine, ‘’ kedi ‘’ kavramının gerçekten de o diğer dünyada var olan ideal ‘’ kedi ‘’ ye gönderme yaptığına inanıyordu. Aristoteles, hocasının çıkarımını reddederek birçok tikel varlığın deneysel bulguları üzerinde odaklanıyor, her bir tikel kedi başka kedilerle araştırmalarımız sonucunda saptayabileceğimiz bazı ortak niteliklere sahip olduğu için bunları ‘’ kedi ‘’ adını taşıyan bir zihinsel araç, bir kavram çerçevesinde bir araya topladığımızı belirtiyordu. Birçok açıdan bu geniş, araştırmaya dayalı yaklaşım tarzı modern deneyciliğin ardında yatar: olguları duyularımız aracılığıyla kontrol etmek ve doğrulatmak, sonra verileri kavramlara göre gruplandırmak. Buna bir örnek olarak, Linnaeus’un biyolojisi ve hayvanların ve öteki canlıların familya ve türler olarak kategorize edilmesi verilebilir.

Bu, ampiristlerin duyularından veriler toplanmasının ardından dünya hakkında teoriler oluşturmak için en ölçüde tümevarıma sırtını yasladığı konusunda birtakım endişeler doğurur. Popper’ın belirttiği gibi, tümevarım tek başına işe yaramaz: Neyi araştırdığımıza ilişkin, üzerinde çalışılacak bir teorimiz olmadıkça bir oldular dizisine bakmak, bir dizi olayın olup bitmesini izlemek, bir test tüpünde bir dizi reaksiyonu görmek, uzun bir veri listesini incelemek bir anlam taşımaz. O halde teorilerin kaynağı ne olmalı? Katı ampiristler teorilerin ancak temel bulgulardan gelebileceğini ileri sürer. Teori doğuştan gelmez: Bebeklikten başlayarak deneyimlerin birikmesi, öğrenme ve başkalarının öyküleriyle birleşince dünyayı anlamak için daha kapsamlı fikirler formüle etmeye zihni teşvik eder ( felsefenin başlangıcı!). Daha az katı ampiristler, kurduğumuz teorik çerçevelerin doğasına ilişkin olarak bir ölçüde doğuştanlığın içeri sızmasına izin verebilirler.

Ampirizm Örnekleri Nelerdir?

İktisat buna iyi bir örnek teşkil eder: İstatistikçilerin sunduğu verilerden hareketle tümevarım yoluyla insani ve ticari davranış konularında teoriler geliştirildiği düşünülür. Bununla beraber bunlar saf anlamda tarihsel meselelerdir ve verilere ne kadar bakarsanız bakın bir teorinin o verilerden birden fırlayıp çıkmasını bekleyemezsiniz. Hangi verilere bakılacağına karar vermek, neyin önemli olduğuna ilişkin bir ölçüde düşünmüş olmayı gerektirir; bunu başka verilerle korelasyon içine sokmak da benzer biçimde, örtülü bir çalışma hipotezini varsayar vb. tümevarım teorisyenlerine karşıt olarak, tümdengelim teorisyenleri iktisadın tamamının basit bir öncülden, yani insanların durumlarını iyileştirmeyi arzu ettikleri öncülünden ( burada durumdan ne kastediliyorsa artık çünkü bu kavram zorunlu olarak maddi durumu içermez) hareketle mantıksal olarak geliştirilebileceğini ileri sürer. Hiperenflasyon gibi tekil meseleler dikkatimizi çekebilir, bizi daha öteye ayrıntılı analizlere sevk edebilir ama tümevarımcıların sergilediği bulgular, teori aracılığıyla anlaşılmadığı takdirde yararsızdır. Bir veri birçok değişik açıdan yorumlanabilir, böylece birçok farklı teorik varsayıma konu olabilir ve kendi başına alındığında yanıltıcı olabilir.

Bu çok boyutlu mesele ampirizmin her türü için bir ilginç bir sorun oluşturur. Bir insanın hamburger yemesi  çok farklı biçimlerde okunabilecek bir olgudur. Nerede kaldı J. F. Kennedy suikasti. Dickens’ın Zor Zamanlar romanında, Gradgrind çocuklara olgulardan başka hiçbir şey öğretilmemesi konusunda ısrarcıdır: Bu, ampirist geleneğe yöneltmiş hiç de incelikli olmayan bir alaydı. Nietzsche, ‘’ Olgular yoktur, yalnızca yorumlar vardır’’ şeklinde şakacı ifadesiyle ampirizmi reddeder. Ama ampiristler yorumun gerekliliğini reddetmezler. Yorumun olgulara ihtiyacı vardır, olgular da yalnızca deneyimden gelebilir. Farklı yorumlar, üzerinde yükseldikleri olgulara geri dönerek sağlam bir çıpaya kavuşabilir; Popper’ın eleştirel rasyonalizminin temeli budur. Olguların yokluğunda yorumlar, gerek devlet sırrıyla gerek de teolojik muammalarla ilgili olsun, darmadağın olur. Bazı düşünce tarihi uzmanları ampirik geleneğin, Batı’nın Orta Çağ’ın gözleme dayanan bulguların görmezden gelinmesine tepki olarak geliştiği kanısındadır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz